Fetullah Gülen devletin projesidir

İSMET KAYHAN -ANF

FOTOĞRAFLI

HABER MERKEZİ (27.06.2008)- Fetullah Gülen tarafından Risale-i Nurda yapılan tahrifatlar ve eksik nushalar üzerindeki çalışmalarıyla bilinen yazar Remzi Peşeng, Said-i Kurdi’nin görüşlerinin ve eserlerinin tahrifat uğratılmasını bilinçli bir devlet politikası olduğunu belirtiyor. ‘’Düşman ‘Nur postuna büründü’’ diyen Peşeng, Fettullah Gülen ve İslami cemaatlerin devlet tarafından Kürtleri asimile amacıyla sahneye sürüldüğünü söylüyor. Gülen’in ‘Türk resmi din’ anlayışını Kürtlere dayattığını belirten Remzi Peşeng ile Said-i Kurdi’yi, Kürdistan’daki islami cemaatleri ve Gülen hareketi içinde yer alan Kürtleri konuştuk.

İlk olarak Saidi Kurdi’nin Kürt meselesine, Kürt sorununa bakış açısını anlatabilir misiniz?– Said-i Kurdi gibi şahsiyetlerin tarihi bir geçmişi ve yapısında bulunan bir dış yüzü vardır, birde iç yüzü; yani o şahsın fikirsel, düşünce üreten bir özelliği olmasından dolayı Ustadın “Niyetinin”, “gayesinin” ve “muradının” neler olduğu konusudur. Bu açıdan Ustad gibi şahsiyetleri değerlendirirken, o dönemin mevcut çok boyutlu, siyasi, kültürel, ulusların gelişimi, Kürtlerin durumu ve içinde bulunduğu uluslararası güçler ve sosyal hareketleri takip edip bir sonuç çıkarabiliriz. Fakat daha derin daha ince ve zor olan şey Risale-i Nur’un iç dinamizmi, fikirsel altyapısı, ve Ustadın henüz yansımamış düşüncelerinin araştırılması çeşitli acılardan incelenmesi ve özellikle de değerinin takdir edilmesidir. Dolayısıyla Said-i Kurdi’nin ideallerini tanımlarken Kürdistan’da etkin olan dışsal faktörlerin yani Türklerin, Farsların, Arabların politikalarınıda göz önünde bulundurmak gerekiyor ki Said-i Kurdinin niyet ve gayesini anlayabilelim.

 

Meşrutiyetle gelen siyasi özgürlükler milliyetçi örgütlenmelerinin yasal olarak kendilerini ifade etmelerini sağlamıştır. Kürt, fikri milliyetçiliği de bu dönemde filizlenip örgütlenmeye başlamıştır. Said-i Kurdi de bu dönemde “Eski hal muhal Ya yeni hal veya İzmihlal’’ sözleriyle “Hilafet Mevttir” tabirini kullanarak dönemi çok iyi yorumlamıştır. Said-i Kurdi, Kürdistan meselesine bakış açısı müsbet milliyetçilik dediğimiz fikri milliyeti esas alan bir bakış acısına sahiptir. Said-i Kurdi, Kürt aydınlarının yanında yer aldı. Konuya daha çok katılımcı, eşitlik, hürriyet acısından yaklaşarak kişi ve kavimlerin hukuklarına riayet edilmesi şeklinde meseleyi ortaya koymaktadır. Ustad’ın belirtiği husuları şimdiki dile çevirirsek Kürtler her şeyden önce “dillerini” geliştirmeleri, Kürtçe eğitim yapabilmek, Kürtçe kitap dergi gazete çıkarabilmek, bu yönlü okullar açmak. Kürdistan ve Kürtler hakkında araştırma merkezleri oluşturmak ve bu çalışmaları Bitlis, Diyarbakır,Van ekseninde okullar açarak Kürtçe’yi iyi bilen hocalar tayin edilerek bir eğitim sistemi oluşturmak istiyordu. Bu yönlü birçok Kürt oluşumların içinde yer aldı.

SAİD-İ KURDİ’NİN KÜRT MESELESİNE BAKIŞI

– Bunlar hangi oluşumlar?

– Kürt Teavün ve Terakki Cemiyeti, aynı zamanda bu cemiyete bağlı Kürt Teavün ve Terakki Gazetesinde yazılar yazdı. Kürt Neşr-i Maarif Cemiyetinin kurucularının arasında yeraldı, Kürdistan Teali Cemiyeti’nin de kurucuları arasındadır.

Said-i Kurdi’nin evrensel bir İslam düşünürü olduğundan bir şüphe yok ama onun mensup olduğu kendi ifadesiyle “Kürtlüğe intisabım cihetiyle” kendi kavminin hukukunu savunması kadar doğal bir şeyde olamaz. Said-i Kurdi, Kürdistan tarihindeki İslami anlayışın en iyi temsilcilerindendir. Çünkü Kürt toplumunu, değişen ve gelişen dünyaya karşı sürekli zinde tutmanın çabasını içindedir.

Said-i Kurdi’nin ifadesiyle “Ben de”Fikr-i Milliyeti uyandırarak, ışıklandırarak, tiryak-misal Adalet ve Muhabbeti o Nur ile mezc ettirerek, sulfato-misal bir ilaç veriyorum.” Çünkü maddi ve manevi ihtiyaçları ölçütleri çoğu toplumda her gün yeni bir renge ve kıyafete bürünmektedir. Kürtlerde toplumsal bir hastalık haline dönüşen ve Said-i Kurdi’nin tesbitiyle “İhtilaf” “Başkalaşma” ve bunu nedeni olan “Zalimlerin Hakimiyyeti” ve onların yaygınlığı ve Kürtlerdeki “Adat-ı küfriye” yani Kürtlere ait olmayan “Kültürler…” Bu yüzden genel ve çok kapsamlı olan hastalıkları “Fikr-i Milliyet” ile tedaviye çalışmıştır. Her birinin ölçütlerini bulmayı, her çağda ve her düzende bulunan halkın içtihadına ve anlayışına, her zamanın ve zeminin çirkinliklerinin ve güzelliklerinin açıklanmasını halka bırakmıştır. İyiliği emredip kötülükten sakındırma İslam’ın temel ve kapsayıcı anlamını göz önünde bulundurarak uygulamak gerektiğini vurgulamıştır.

Üstad, Fikri Milliyeti, İslamiyet ile ilişkilendirerek ona bir ruh kazandırmıştır. Müsbet milliyet hakkında şu açıklamada bulunuyor. “Hamiyeti Milliye yani Milli onur ise “Nur’u Kur andan inikas etmiş bir nurdur.Hamiyet, şefkat ve merhametin netice-i zaruriyesidir” ifadesiyle insanın fıtratının şefkat ve merhametin yaratılışın bir neticesi olduğunu vurgulamaktadır. “Müsbet Milliyet Fikri” sosyal hayata Kürtlerin kendine özgü kurumlaşma ihtiyacından ileri geliyor. “Bir adamın kıymeti himmet nisbetindedir. Kimin himmeti Milleti ise, o tek başına küçük bir Milletir” ifadesiyle meseleye bir ruh katmaktadır.

Kürtlerin tarihsel karekterini göz önünde de bulundurarak Müsbet Milliyetçiliğin gelişmesi İslam’ında gelişmesi olarak görmektedir. Kendi ifadesiyle “İslamiyet hissinin sadefi ve “Kürdlükle” memzuc olan “Milliyet fikrinin” verdiği ders ile” tabirini kullanmaktadır. Zira meşveret perdeyi attı. “Milliyet göründü,” harekete geldi. “Milliyet içinde İslamiyet ışıklandı,” ihtizaza geldi. Zira “Milliyetimizin ruhu İslamiyet’dir. Ha¬kiki ve nisbi ve izafiden mürekkebdir. “Başka Millete benzemiyoruz.” sözleri ile maksadının anlaşılmasına kolaylık sağlamaktadır.

Said-i Kurdi, kendi zamanında neyin “iyi veya faydalı” neyin “kötü veya zararlı” olduğu konusunda sürekli uyarmıştır. Ustadın ifadesiyle “Her zamanın bir hükmü var” “Yanlışlık tatbik-i nazariyetten ve mukteza-yı hali bilmemekten ileri gelmektedir.” Dolayısıyla Said-i Kurdi, Kürdistan halkının toplumsal aykırılıklarını ve karşıtlıklar karşısında son derece ince mizanlarla yapılmış ilaçlarla çözüm üretmektedir. Bu ilaçlar Kürd halkının kendi tarihinden gelen ve kendisine hiçte yabancı olmadığı ve uygulaması halinde de “asli ile geleceği” arasında hiçbir çelişkiye düşmeyeceği bir çözümdür. Kendi ifadesiyle “Kürtlerin potansiyelinde var olan toplumsal hissini ikaz ederek uyandırmıştır. Ezcümle, Hürriyet Hissi, Fedakarlık karakteri, Fikr-i Milliyet, Kürdistan’a muhabbet ve İnsani kardeşlik.” Ve aynı zamanda şu veciz sözü de maksadını tam anlamıyla göstermektedir.”Ey Kürdler ” Hubb-u Din, Hubb-u vatan ile mücehhez olmalıyız. Yani “Din sevgisi ve vatan “Kürdistan” sevgisi ile donatılmalıyız.” Ustad Fikri Milliyet’i, ihtiyaç duyulması gereken şeylerde halkına yardım etmek ve ona olgunluk kazandırmak olarak tanımlamaktadır. Toplumunu kemale erdirmektir. Halkının ihtiyaçlarını en iyi şekilde adlandırıp ona bir mana vermektedir.

DÜŞMAN ‘NUR POSTUNA’ BÜRÜNDÜ

– Kürtlerin Saidi Kürdi’ye ilgisizliğini nasıl yorumluyorsunuz? Kürtler neden Said-i Kürdi’ye sahip çıkmadılar?

– Bir gerçek kötüye kullanıldığı zaman ondan elimizi eteğimizi çekmemiz mi gerekiyor ? Yoksa tam tersine bu kötüye kullanılma karşı savaşmak mı? Düşman bu silah ile silahlanmış. Bundan dolayı biz Kürtler gerçeğe bağlı kalarak onu korumamız gerek. Eğer ‘boş ver sende’ dersek düşman kazanacak Kürtler kaybedecek. Tarih gösteriyor ki bir şeyi kötüye kullanılması genellikle “din” adına yapılmıştır. Şimdi de Said Kurdi üzerinden yapılmaktadır. Yani piyasada altına ve paraya rağbet var ise o piyasada o altının da paranın da sahtesi de mutlaka vardır. Türklerin Kürt politikasında, Kürt büyüklerine karşı özel bir politikası vardır. Düşman hiçbir zaman sapmaya neden olmaz aksine bir düşman düşmanını canlandırır. Bir din ve düşünceyi değiştiren bir dost veya o topluma dostmuş gibi görünen düşmandır.

Said Kurdinin dediği gibi “Benim bu dostlarımdan çok munafık var” işte burada dost gözüken düşman nur postuna bürününce işler değişti her şey bütünüyle tersine döndü. Said-i Kurdi öldükten sonra hem “metin” üzerinde hem de “yorumlama” biçimde Risale-i Nurlar tahrifata uğradı, Risele-i Nur bu süreçten sonra, manevi bir yapılanma içerisine girdi ama bu yapılanma Fikri Milliyetten ve Hürriyetten yoksun bir şekilde gelişti. Bu haliyle kendi başına bir sınıf oluşturdu. Hakim sınıf kökenli olduğundan toplumsal düzenlemelerde yine bu sınıfa bağımlı kaldı. Ve Üstadın ifadesiyle “Dinde hassas muhakemeyi akliyede noksan” bir toplum meydana geldi. Netice olarak, Risele-i nur hakim sınıf yararına hurafe ve yorumlara dönüştü. Kürt halkının gelişmesine, özgür insan fıtratıyla uyum içerisinde olmasına vesile olacağı yerde; tam tersine Kürtlerin tekemmülü ve manevi gelişmesi önünde bir sete dönüştüğünü üzülerek söylemek gerekir.

RİSELELER TAHRİFATA UĞRATILDI

– Peki Said Kurdi’nin eserleri Riseleleri nasıl tahrifata uğratıldı, bu neye yol açtı?

– Kaçınılmaz olarak özgürlük yolunda olanlar kendilerini bu yapının karşısında buldular. Başka çareleri de yoktur. Biz, Avrupa’da başlayan özgürlük hareketlerinden İslam’ın hakikatını Kur’an’dan çıkarmalarını beklemiyoruz. Mehdinin mutlak gerçeklerini tarihten çıkarmalarını da istemiyoruz. Dinin ruhani önderlerinin bu hakikatleri dinden alıp, halka sunmadıkları bir yerde siz sosyalist bir yazardan ve Avrupa’nın işçi sınıfından böyle bir iş yapmalarını bekleyemezsiniz. Böylece, insanı özgürleştirme, akıl ve ilmin geliştirmesi için mücadele edenler, tabii bir şekilde kendilerini dinin karşısında buldular. Bir çok Kürt aydınının Din’e olan tepkisinin altında yatan gerçek buydu. Din Kürt halkında menfi tesirler göstermeye başlamıştı. Said-i Kurdi’nin Muhakemat adlı eserinde dediği gibi “Orta çağın fikren ve ruhen donmuş kesiminin eline geçmiş bulunan din de”, kendisini bu hareketlere karşı mücadelenin içerisinde buldu. Esasen ortaçağın donmuş düşüncesiyle şekillenmiş bu din, gerici ve insanlık düşmanı bir şekle bürünmüştü. Daha sonraları, Kuzey Kürdistan’ın bütününde böylesine bir tavırla karşı karşıya kalındı. Esasen insanın özgürleşmesi hareketinin en başta gelen hedeflerinden biri dinin insanın ellerini ayaklarını bağlayan sınırlama ve kısıtlamaları tamamen bertaraf etmekti. Elbette burada kastettiğimiz, İslam dini liderlerinin oluşturduğu sistem sonucu toplumun düşünce ve hareket alanını daraltan kısıtlama ve sınırlamalardır. Bundan dolayı da toplumda şöyle bir görüş hakim oldu: Aslında din, mevcut duruma bahane bulma, durumu yorumlama, durumun halkın zararına ve küçük bir topluluğun menfaatine şekillendirmeye vesile kılındı. Pratikte de yaşanan buydu. Başlayan bu harekette dine yer verilmemekte, tek hedef de küçük bir topluluğun, kitlenin tamamını sömürmesinin önlenmesidir. Böyle olunca da dini çevreler başlayan hareketi afaroz ediyor. Böylece din asıl hedefinden saptırılmış oluyor.

Risale-i Nur, İlimden, Marifetullahtan, maneviyat ve irfandan sıyrılarak inhirafa uğratılmış oluyor böylece. Nur hareketi sadece hakim durumun sağlamlaşması ve desteklenmesi mesabesine indirildi. Ustadın dediği gibi “taklidin pe¬deri ve “İstibdad-ı siyasinin veledi’’ olan “İstibdad-ı ilmidir ki,” Cebriye, Rafızi, Mu’tezile gibi İslamiyet’i müşevveş eden fırkaları doğurmuştur. Evet, “İstibdad”, “Siyasi” ve “İlmi” taklitçiliğin pederi olurken, Ustad bu baskıya karşı “Fikri Milliyet” Hürriyetin pederidir” dusturu ile Kürt halkına yol göstermekte dir.

SAİD-İ KURDİ ÖLDÜRÜLMÜŞTÜR

Türk resmi din anlayışı, insanı, gerçekten insan olmaktan çıkarmasıdır. Onun kendi gücünün dışında olan, siyasi, ekonomik veya gaybi güçlere yalvaran köle haline getirmektedir. İnsanı kendisine ve iradesine yabancılaştırmaktadır. Bu, tanıyabildiğimiz günümüzün Türk resmi dinidir. Bu dinin en büyük özelliği “İstibdad” temelinde varlığını devam ettirmesidir. Yani İstibdad “Din”i bir elbiseye bürünerek kendisini, Kürt halkına dayatmaktadır. Ama Nur elbisesine bürünmüş hak ve hakikat dininin sahibi olduğunu iddia edenlerin geldiği süreç içler acısıdır. Ne adına konuşuyor bu din sahipleri, neler talep ediyor bizden, ve nelerimizi aldılar bu din sahipleri. Amaçları Risale-i Nur eserlerini pasif bir duruma düşürmekti. Resmi Din Risale-i nurlarını horlayarak bir yere varılamayacağını çok iyi bilmektedir. Dolayısıyla Said Kurdi’yi öldürmek isterseniz ona sahip çıkacaksınız. Bu yöntem ile Said-i Kurdi öldürülmüştür. Kürt halkının aleyhine geçirilmiştir. Ama Said-i Kurdi’nin özelde Kürdistan’da, genelde ise Ortadoğu halklarının dini anlayışının yeniden sorgulanmasını ve somut olgular üzerine bina edilmesini özellikle Kürtlerde Fikri Milliyetin, Hürriyetin ve Din in biri birisiz olamayacağını “Fikri Milliyet Hürriyetin pederidir” sözleriyle bu oyunları boşa çıkarmıştır.

SAİD-İ KURDİ’NİN KÜRT ÖĞRENCİLERİ

– Saidi Kürdi’nin ilk öğrencileri arasında Kürtler var mıydı? Varsa da bunlar Kürt meselesi için bir çalışma yaptılar mı? Yaptılarsa neden Kürt kamuoyu bunu fazla bilmiyor?

– Ustadın Kürt talebeleri arasında o dönemde en faal Kürt cemiyeti Kürdistan Teali Cemiyetidir. Cemiyetin yayın organı ise Jîn ve Kürdistan dergileri çıkarmıştır. Kürt milliyetçiliğinin o günkü gelişimi Abdullah Cevdet’in fikir hayatında da izlenebilinir. Abdullah Cevdet Mısır’dan İstanbul’a döndü sırada yaklaşık iki sene önce faaliyet gecen Kürt Taavvün ve Terakki çevresinde bir Kürt Ulus hareketi başlamıştı.Abdullah Cevdet de bu harekete daha Mısır’da iken Üstad Said-i Kurdi’nin meşrutiyet dolayısıyla verdiği dersleri İçtihat matbaasının İstanbul’daki şubesinde bastırarak harekete katılmıştı. Bu Cemiyetin kurucuları arasında Ustadın talebesi Hamza Hoca lakaplı Müküslü Hamza (Hemzeyê Muksî ) ve Halil Hayali de bulunmaktadır. (Xelil Xeyalî Motkî) Ustad, Xelil Xeyalî nin yazmış olduğu Kürtçe Öğrenme Elifbasına da bir önsöz de yazmıştır. Kurdi’nin talebesi Hamza Hoca İstanbul da Jin dergisini çıkarır aynı zamanda da Said-i Kurdi’nin eserleri neşreder, İşaratul İcaz adlı seri Arapça olarak da basar, ustadın Onuncu söz adlı eserinide Hamza Hoca ilk defa yayınlamıştır. Hamza Hoca Kürtçülükten dolayı 1927 yılında yaklanmıştır. Daha sonra Suriye ye gider. Suriye’de Mem u Zin’i de neşretmiştir. Said-i Kurdi bu zeki talebesine karşı şiddetli bir muhabbet beslemektedir. “O yeni Said’in dahi talebesidir” diyerek eserlerini ona gönderir. Hamza Hoca Suriye’de yaşadığı müddet içinde Milli davaya hizmet etmeye devam ederken Suriye’ye gelen Bingöl’lü Yado (Yadin Mahmut Abbas ) ile birlikte faaliyetlerine devam etmiştir.

Sadi-Kurdi’nin bir diğer talebesi, Kürdizade Ahmed Ramizdir. Ahmed Ramizin oğluna yazdığı mektuplarında Kürt milliyetçiliğinin ne kadar önemli olduğu konusunda sürekli vurgulamaktadır. Ustadın Divan-ı Harbi Örfi adlı eserine bir önsözde yazan Ahmed Ramiz ifadesiyle “Said-i Kurdi hakikaten aşırı derecede bir zekaya ve cinnetin sınırında idi.

Said-i Kurdi İstanbul’a gelmeden Van’dan, Bitlis’ten, Siirt’ten, Mardin’den, Erzurum’dan defaatla sürgüne uğradı. İstanbul’a gelmesiyle beraber Abdülhamid tarafından da suret-i cid-diyede gözaltına alındı ve birkaç kere tevkif edildi. Nihayet bir gün geldi ki; Said-i Kurdi’yi Üsküdar’a Toptaşı’na yolladılar. Said-Kurdi, Kürtleri şimdiye kadar mahveden iki büyük müsibet ve bela olduğunu belirtmektedir. Biri Kürtlerin kendi arasındaki ihtilaf, diğeri eğitimin hakkıyla yaygınlaştırılmaması.Üstad bu konuda yine kendi ifadesiyle on beş yıl boyunca iki noktayı hedef aldığını ve bu ikisinin de Kürdistan’ın geleceğini belirleyecek en önemli unsur olduğunu belirtmektedir.Birincisi, Kürtlerin milli ittifakı. Her milletin, özelikle Kürtlerin sarsılmaz ve hayatlarının varlığı ittifaklarına bağlıdır. İkincisi, Kürdistan’da, Din İlimleri ile beraber Modern İlimlerin beraber okutulması.”

Abdurrahim Zapsu, Ustadın tlebelerindendir. Ustada en yakın olanlardandır. Zapsu Kürt Fikri Milliyetine hizmet etmiş aydınlarımızdandır. Kürtçe ve Türkçe birçok eser kaleme alan, Jîn dergisi ve Jîn gazetesi gibi o dönemin Kürt basınında yazıları yayınlamış Kürt Hêv’i Cemiyeti yapılanmasında önemli görevlerde bulunmuştur. Zapsu, Birinci Dünya Savaşı’nda Ustad ile aynı safta Ruslara karşı savaş verimiştir.ustad ile birlikte esir düşmüştür.

Ustadın Tarihçe-i Hayatında Rus Komutanı Nikola Nikolaviç ile olan tartışmasını bize ulaştıran Zapsu’dur. Zapsu aynı zamanda Ehl-i Sünnet adında bir dergi çıkarmış Ustadın bir çok makalesini de orda da yayınlamıştır.

Ustadın bir diğer talebesi, Molla Habib’tir. Müküslü Hamza Hocanın bildirdiğine göre “Hazret-i Ustad İşaratü’l-İcaz’ı tefsir ve telifinine başlamadan önce halka-i tedrisinde bulunuyordum. Kelam-ı Kadim’i ( Kur’an ) eline alıp “Kürdçe” okuyup yazardı. Hiç kitaba ve tefsire bakmazdı. Arkadaşlarımızdan Molla Habib namında bir efendi de “Kürtçe” Not tutardı, çok devam etmedi çünkü 1. dünya savaşı başladı.” Ustad, Molla Habib ile birlikte savaşmıştır.

KÜRDİSTAN’DAKİ CEMAATLER ÖZEL KUVVET CEMAATLERİDİR

– Biraz daha güncel konulara gelirsek Gülen cemaati içinde Kürtlerin varlığı ne düzeydedir?

– Kürtler birçok cemaatlerin temel yapısını teşkil ettiği gibi Gülen camiasının da her kademesinde vardır. Ama hiç zaman teknik ve siyasi mekanizmada olmalarına izin verilmez, aksi durumda bu geleneksel Osmanlı politikasına ve resmi din anlayışına muhalif olmak demektir. Misal olarak Bingöl temsilcisi Trabzonludur. Neden? Çünkü oranın saç ayağını Türk oluşturmalıdır ki merkezle ilişkiler daha sağlıklı gelişsin.Türkler hiçbir zaman Kürtlerin doğal gelişimine izin verilecek bir atmosfere sahip olmalarının istemez. Bir başka yönü ise devlet politikası toplumu sürekli terörize eden bir siyaset izledi bunun sonucunda Kürdistan da sermaye kaçışının bir başka nedeni olarak devlet politikalarına eklenmiştir. Bu zemin İslamcıların, kendi özgü sermayesi olmayan Kürt toplumunda varlıklarını meşrulaştırmanın aracı haline getirildi. Oysa bu sermaye kendi toprakları üzerinde “milli” bir sermaye haline pekala dönüşebilirdi.

Kürtlerin hangi cemaatte olursa olsun kendilerini ifade edecek hiçbir iradeye sahip olmadıklarını söyleyebiliriz. Kürtler bu gibi camialarda tek bir fonksiyonu vardır Kürdistan’daki Türk özel kuvvet olan cemaatleri meşrulaştırmaktır. Örnek olarak Kürdistan’da bir okul veya dernek açılacaksa merkezde olan Kürtlerin aracılığı ile yapılmaktadır.

GÜLEN VE İSLAMCI DERNEKLERİ DEVLET SAHNEYE SÜRÜYOR

– Fettullah Gülen’in Kürt sorununa bakış açısı nedir? Kürt meselesini nasıl yorumluyor?

– Gülen’in son günlerde gündeme gelmesi “dini siyasete alet etme”, ‘irticayı tırmandırma’ gibi tartışmalar, ahmakları aldatmak içindir, biz Kürtleri artık aldatamaz. Rejim her zaman “dozunu kendi ayarladığı” islamcılara ihtiyaç duyuyorken, hükümeti dini siyasete alet etmekle, irticayı hortlatmakla suçlamak, gerçek durumu gözden kaçırmakla ilgilidir. Sorun dini siyasete alet etmekle değil, egemen ittifakın ihtiyaçları doğrultusunda İslamcı dozunu ayarlamakla ilgilidir. Önce Fetullah Gülen ve İslamcı dernekleri sahneye sürülüyor tüm devlet olanakları seferber edilerek destekleniyor. Aksi halde bu kadar dernek ve ülkelerde o kadar okul açabilir miydi, sonra da islamcılığın başlıca tehdit olduğu söyleniyor. Rejim özel kuvvetleri olan İslamcı dernek ve grupları Kürt bilincinin önüne geçmek için sahneye sürüp desketleyenlerle, İslamıcılardan şikayet edip, irtica ile mücadele ettiklerini söyleyenler aynı çevreler değil miydi?

Gülen kendi ifadesinde şu tabiri kullanmaktadır.”Osmanlı parçalandı ben bir parçanın daha kopmasına razı değilim” yani ulusların kendi kaderini tayin edemiyeceği konusunda net bir tavır sergilemektedir. Halbuki Kürtlerin kendi kaderini kendisinin tayin etme hakkını elinden alan siyasal ve toplumsal düzen aynı zamanda o halkın üretkenliğini de öldürmüş olur. Bir halkın yapıcı unsurlardan biri bağımsızlık ve diğeri siyasal kurumlardır. Bunları inkar etmek bir halkı şahsiyetsizleştirmektir.Türk İslamcılarının Kürdistan politikasını Osmanlı dönemine kadar derinleştirmemiz gerekir. Kürt halkının, dindar, köklü bir Kültüre sahip olmaları, aşiret yapısı, beylikler, mezhebinin Şafii olması, tasavvuf karakterine sahip olunması gibi bir çok yönü Osmanlının siyasal tavrında belirleyici olduğu gibi Bu cemaatlerin de tavrının bu yönde olacağı açıktır.

Hoca efendi Kürtleri merkezileştirmek için “Üniter yapıyı” koruma adına görevini ifa etmektedir. ”Kısacası İslamcıların şimdiki siyaseti geçmişleriyle ciddi bir bağlantı vardır. Fethullah Gülen hoca efendi de bu politikanın devamını niteliğindedir.

İŞTE GÜLEN’İN DİNE BAKIŞI

Hoca efendi,“Varlığın metafizik boyutu” adlı eserinde bakın ne diyor. “Huzeyfe r.a. anlatıyor. Bir gün Allah Resulüne “Ya Resülallah bizler şer içindeydik, Cenab-ı Hak bizlere hayır ihsan etti ve şimdi hayır içinde bulunuyoruz. Acaba bu hayırdan sonra tekrar şer geleçek mi? diye sordum. Allah Resülü de: “Evet” dedi Ben de: Acaba o şerden sonra tekrar hayır olacak mı? diye sordum, yine “Evet” dedi. Ben de “peki bu hayırdan sonra tekrar şer gelecek mi ? diye sordum yine “Evet” dedi. Bunun üzerine ben, O nasıl olacak ? deyince Allah Resülü de

“Benden sonra bir kısım devlet adamları gelecek ki benim yolumu ve benim sünnetimi takip etmeyecekler. Hatta onlardan öyleleri idareye vaziyet edecek ki beden ve cesetleri insan cesedi ama, içlerinde taşıdıkları kalp,şeytan kalbi,” cevabını verdi. Allah Resulü’nün bu izahı üzerine” O zaman ben nasıl hareket edeyim ? diye sorunca da “Dinle ve itaat et, sırtına vurulsa malın elinden alınsa yine dinle ve itaat et” buyurdu.

Bu ifadeler Fetullah Gülen’in nasıl bir “din” anlayışına sahip olduğunu gösterir.

Said-i Kurdi bu tür tavırları bakın nasıl değerlendiriyor. “O bedbahtlar, bazı ehl-i imanın (imanları beraber olduğu halde) ve bir kısım ehl-i ilmin (Ahireti tam bildikleri halde) onlara iltihak delâletiyle, bilerek ve severek hayat-ı dünyeviyeyi dine ve ahirete, yani elması tanıdığı ve bulduğu halde beş paralık şişeyi ona tercih etmek gibi sefahet-i hayatı, dini hissiyata muannidane tercih edip “dinsizlikle” iftihar ederler.” Ustad bu cümlenin bu asra bir hususiyeti vardır diye belirtmektedir.

Yine Said-i Kurdi başka bir ifadesinde “Bu asırdaki iman sahiplerinin fevkalade saf derunluğu ve dehşetli zalimleri alicenabane afvetmesi ve bir tek iyiliği, binlerce zulümleri seyyiatı işleyen maddi ve manevi İnsan hukukuna tecavüz eden onları mahveden adamdan görse ona bir nevi taraftar çıkmasıdır. Bundan dolayı azınlıkta kalanlar bu safderunlarla çoğunluk kazanarak bu zulümlerin devamına, idamesine ve dağılma ve perişan olmasına fetva veriyorlar. Sonra bu zalimler Kürt halkına zülüm yapınca da bu zülme uğrayan Kürt şu tabiri kullanıyor. ’Biz buna müstahakız’ diyerek zalimleri alicenabane (içtenlikle ) afvetmektedir. Halbuki insan kendi hakkından vazgeçebilir yoksa başkalarının Hukukunu çiğneyen zalimleri canileri afükarane bakmaya hakı yoktur ki zülme ve zalime ortak olmaktır” demektedir.

Gülen hoca yine kendi ifadesiyle “Güneydoğuyu Paris gibi yapmalıyız aksi takdirde güneydoğu halkı Kuzey Irak’a ilgi gösterirler” başka bir ifadesi “ Güneydoğu halkını kazanmalıyız” şimdi burada anlaşılması gereken nedir ?

GAP PARALARI CEMAATLERE GİDECEK

– Devletin Kuzey Kürdistan’ı Gülen’e havale ettiği de belirtiliyor. Sizce de böyle mi?

– Fetullah Gülen Kürt sorununu “Ekonomik” bir sorun olarak görüyor Türklerin Diyarbakır çıkartması ve GAP dedikleri 14 milyar doların mantığı da budur ve bence bu paranın çok büyük kısmı da cemaatlere sunulacaktır. Nasıl ki 1980 de İslamcılık Kürtlerin aleyhine olarak güçlendirildi aynı projeyi de yine geleneksel Türk politikası olarak karşımızda durmaktadır.

“Güney doğu halkını kazanmalıyız” ne demek kazanmak? Kürtler kafir mi ki Müslümanlaştırıp kazanacak. Yoksa kazanmaktan maksadı; “Kürtlerin dindar ve milliyetçi bir çizgiye kaymasını engelleyip Türklere entegre etmek mi?

Zaman Gazetesinde Ümit Kardaş’ın Kürt sorunu makalesinde şu ifadeler yer aldı; “Kürtleri ‘asimile’de başarılı olamadık sorun sadece askeri değildir sivil hareketlerinde bu sorunda yer alması gerekir.” Mahir Kaynak ise bu konuyu daha da netleştirmiştir; “Devlet Güneydoğu ayağını Fethullah Gülen cemaatine havale etmiştir.” Bu sözler ve pratik gösteriyor ki, Amerika’nın Irak’a müdahalesi kutsal statükoyu parçalamıştır ve yeni politikalar geliştirmek zorunda kalmıştır.

GÜLEN VE NUR DERNEKLERİ KÜRTLERİ ASİMİLE DERNEKLERİDİR

– Gülen cemaati bir Türk-İslam sentezi ve devletçi olarak karşımıza çıkarken, bu cemaatteki Kürtler neye hizmet ediyor?

– Hoca efendi yine bir ifadesinde “İslam dünyası yoktur” tabirini kullanmaktadır neden bu tabiri kullanıyor, çünkü, “Türklük ve İslam eş değerdir, “Türklüğün düşüşü İslam’ın düşüşüdür”, kendisi mevcut sistemi onaylamakla birlikte onun en önemli bir ayağını oluşturmaktadır. Böylece Hoca efendi ve dernekler, silahlı değil ama Kürtleri kültürel yozlaştırmanın ayağını oluşturacaktır. Yani asimilasyon ve entegre etmedir. Sadece Fetullah Gülen değil, Kürdistan’da bulunan diğer Nur cemaatleri de bu projenin bir parçasıdır.

SAİD-İ KURDİ’NİN ŞEYH SAİT İLE İLİŞKİSİ

– Bu cemaatlerin Said-i Kurdi ile Seyh Sait’e gönderdiğini iddia ettiği bir mektuptan bahsediliyor. Hatta Kurdi’nin Şeyh Sait’e muhalif olduğunu ileri sürüyorlar. Bunlar doğru mu?

– Sürekli Said-i Kurdi’yi ve Kürt şahsiyetleri ile karşı karşıya getirmektedirler. Şeyh Said Efediye karşı bir mektup yazdığı iddia edilmektedir ki, birçok hadise gibi Said-i Kurdi ve Şeyh Said ilişkisi de Nurcu camia tarafından farklı bir mecraya kaydırılmıştır. Bu iki tarihi şahsiyetleri birbirine sürekli muhalif gösterme çabası içerisinde olunmuştur. Bunun en basit örneği ise hiçbir Nur talebesinin ispat edemediği mektuptur. Hoca efendi bu mektuptan bahsederken Şeyh Said Efendiye, “Baği” tabirini kullanır.

Başka bir örnek ise, Ustadı 1938’deki Dersim katliamına karşı duyarsız hale getirilmek istemesidir. Yeni Asya camiasına bağlı ittihad-ı İslam adında bir dergi çıkmıştı. Orda aynen şu ibareler yer aldı ki hale aynı görüşteler.

“Zübeyir Gündüzalp Ustadın yanına gelir der ki, Ustadım “Dersimde katliam olmuş ne yapmalıyız” Ustad der ki “Zübeyir sen böyle şeyleri bana söylüyorsun ben üzülüyorum hizmet yapamıyorum bana böyle şeyleri söyleme.” Halbu ki bu rivayet yalan bir rivayettir.

Zübeyir ağbinin Risale-i nur ile tanışması 1946’dır, Ustad ile görüşmesi 1948 Afyon cezaevidir. Dersim katliamı ise 1938’de olmuştur. Üstelik Ustadın Afyon müdafasının 9 ve 10 uncu maddesi şimdi boş bırakılmış. 9 madde Dersim katliamı ile alakadardır.

Yine aynı kadro bir kitap bastı. Kitabın adı “Mahzun Madalya” bu kitap Nurculuğun geldiği kıvamı o kadar iyi yansıtmaktadır ki, kitap, Sultan Alparslan ile başlayıp Said-i Kurdi’ye kadar devam eder. Ustad’tan sonrada tüm talebelerini anlatır ve Binbaşı Esat Oktay Yıldıran ile ilişkilere kadar derinleştirir. Ustad ve Esat Oktay Yıldıran’ı aynı kitapta aynı ekolün temsilcisi olarak gösterilmektedir. İşte Türk, İslam sentezinin geldiği nokta… Kürtler bu tür yapılarda kendi fıtratı üzerinde gelişmiyor. Eğer yüzüktaşı fıtratıyla daha gelişmiş olsaydı kuyumcuların darbelerini yemezdi. Bundan dolayı başkasının adının kaynağı oluyor ve üzerinde başkasının ismi yazılsın diye sırtı yarılıyor, başkasının adına yaşıyor başkasının şahsiyetini taşıyor. Bundan dolayıdır ki başka ulusun, kültür ve karakteri aracılığıyla yabancılaşan kişi “Müteşabih”, yani “Asimile” olmuş kişidir diyoruz..Said-i Kurdi’nin ifadesi ile “Yürüyüşünü terk ile başkasının yürüyüşünü öğrenemedi İle masadak olmak” tabirini kullanıyor.

‘MÜSLÜMAN KÜRT AYDINI KENDİ HALKINA YABANCIDIR’

– Yurtsever müslüman Kürt aydınları bu konuda hiç özeleştirisel yaklaşma gereği duyuyor mu?

– Bugün İslam toplumundaki tüm “aydınlar” ister Ortadoğu’da olsun İslam aleminin bir parçaları olmalarından ve İslam dünyasının emperyalizmin ve siyonizmin saldırılarına karşı savunma mücadelesi veriyor olmalarından dolayı “dünya görüşlerinin” “toplumsal görüşlerinin” ve “mücadele cephelerinin” hangi cenahta yer almaları ya da hangi tarafı tutmaya dönük olduğunu, bu mahalleye yada öteki mahalleye, bu mescide veya öteki mescide dayalı olmadığını tersine bunun “uluslararası” cephelere, güçlere ve bloklara dayalı olduğunun bilincindedirler. Yani görüşlerinin “Evrenselliği” pratiklerinin ise “Ulusallığı” bunun bir delilidir. Ama Müslüman Kürt aydını, Kültürünün temellerinde ve inancından kopmakta yada hedefsizleşmekte, sorumsuzlaşmakta ve her şeyini yitirmiş olmanın şaşkınlığı içerisinde bulunmaktadır. Bu durum ise özellikle Kürtler’de, Kürdistan’da “ulusal sorumluluklarımıza” ve “zamanın hareketine” karşı ilgisiz, düşünme yeteneğini kaybeden zihinsel açıdan taşlaşan bildik şeyleri tekrar edip durmaktan başka bir şey üretmeyen kişilikler oluşturulmuş. Kürt hareketlerinde sorun aydın sorunu değildir. Çok önemli aydın kadroları vardır. Ama bu kadrolar savundukları ulusal görüşlerin, kendi toplumuyla olması gereken ilişkileri arasında doğru orantı kuramamaktadır. Olaydan uzak merkeziyetçi

Müslüman aydının ve aydınların dine dayanan ve insani istemlerinin gerçek anlamı nedir? Bunu aslında kendileri de bilmiyor aydın bence şunu geliştirmelidir kendi dünya görüşünün kendi halkının toplumsal gerçekliği ile orantılı olmalı hem geçmişi ve hem geleceği arasında bir ilişki kurulmalı. Bakın Said Kurdi yeni dünya düzeninin tarifini yaparken diyor ki “Her millet kendi cumhuriyetini kurmalıdır diyor” ona hemen merkeziyetçi bir aydın karşılık olarak İdris-i Bitlisi’yi örnek göstererek Osmanlı ile ittifak edilmelidir diyor. Ustad ise çok anlamlı bir cevap veriyor: “O zaman ki Kürtler şimdiki Kürtlerdir ama her zamanın bir hükmü vardır ve eski hal muhal ya yeni hal ya izmihlal” diyerek geçmişi ve geleceği arasında bir ilişki kuruyor. Müslüman Kürt aydını Kürdistan üzerindeki projeyi tesbit etmeli sonra ona göre dünya görüşünü belirlemelidir. Nasıl bir projedir bu, öyle bir halk meydana getirmek istemektedirler ki, kültürünü bilmez fakat onu hemen aşağılamaya kalkar, dininden zerre kadar haberi yok fakat kötüler durur. Tarihi anlamaz lanet etmeye köksüzleştirmeye hazırdır. Evet işte önce dininden kültüründen kökeninden koparılmış sonrada bunların hepsini horlayan bir insan meydana çıkarmak projesidir.

Misal olarak Müslüman Kürt aydınına sosyal hayat ile ilgili bir soru soralım. “Din’i inkar etmek nedir? Bakın şu cevabı verecektir. Allah’ı inkar eden ahirete inanmayan olarak” cevaplayacaktır. Ama Kur’an bakın bu soruya kişinin “ameline” göre cevap veriyor.“ Dini yalanlayanı gördün mü, yetimi itip kakan, fakirleri doyurmayı teşvik etmeyen, yazıklar olsun şu namaz kılıp duranlara, onların kalpleri namaza yabancıdır, onların niyetleri gayeleri sadece görünüp takdir edilmektir,” Ma’un suresi” yani Kur’an bu adama neden halkın için heyecan hareket ve ciddiyet ile fakirlikle mucadele etmiyorsun diye tehdit ediyor. Kur ‘anın her tarafında Küfrün, zalimin tarifinde bu yöndedir. Ama Müslüman Kürt aydını kendi halkına yabancıdır hatta daha ileri giderek şunu dile getirmektedir” Kim Allah’a yakın olmak istiyorsa Filistine yakın olsun” üzülerek söylemek gerekir ki, Türkler için yaşayan bir Müslüman Kürt vardır artık.

GÜLEN CEMAATİNDEKİ KÜRTLER RAHATSIZ

– Gülen cemaati içinde bazı Kürtlerin uzun süredir rahatsızlıkları oldugunu biliyoruz. Hatta Kürt meselesinden dolayı bazı Kürtlerin de cemaatten ayrıldıklarını biliyoruz. Bu konuda bize biraz bilgi vermeniz mümkün mü?

– Evet doğru cemaat için eskiden beri ‘hamiyetli’ yani milli duyguları olan şahsiyetler cemaatin Kürdistan’a bakışı konusunda rahatsızlar, ve farklı faklı bölgelerde grup olarak ayrı dersler yapmaktadırlar. Ama Kürdistan’da din ve milliyeti bir bütün olarak topluma mal eden bir yapı oluşmaz ise bu ayrılmaların hiçbir anlamı kalmayacaktır. Özellikle “orta okul, lise üniversitelere hitap edecek Kürdi yapıların oluşması gerekir, yani bir insanı bir bütün olarak kabul edip ona şahsiyet bağışlayacak yapılara ihtiyaç vardır.bu yapılar hiçbir şekilde “kimlik” vurgusu yapmamalılar. Yani sen Alevisin, ben Sünniyim, veya ben Ezidiyim, Nakşiyim veya Kadiriyim bu yapıların hepsini içine alacak bir yapıya ihtiyaç vardır. Çünkü bu saydıklarımın hepsi oradaki “ben”dir. Milli bir bilinç bence tek çıkış noktamızdır.

GÜLEN SİSTEMİN BİR PARÇASIDIR

– Son günlerin en çok tartışılan ismi Fettullah Gülen ve okulları. Yine devletin çeşitli kademelerine sızdığı belirtiliyor. Sizce Gülen hareketinin esas amacı nedir? Gerçekten de bu kadar örgütlü mü?

– Rejim her zaman ‘dozunu kendi ayarladığı’ İslamcılara ihtiyaç duyuyorken, hükümeti, dini siyasete alet etmekle, irticayı hortlatmakla suçlamak, gerçek durumu gözden kaçırmakla ilgilidir. Önce Fethullah Gülen hoca efendi ve İslamcı dernekleri sahneye sürülüyor, tüm devlet olanakları seferber edilerek destekleniyor “Aksi halde bu kadar dernek ve ülkelerde o kadar okul açabilir miydi, sonra da İslamcılığın başlıca tehdit olduğu söyleniyor. Rejim özel kuvvetleri olan İslamcı dernek ve gurupları Kürt bilincinin önüne geçmek için sahneye sürüp destekleyenlerle, İslamcılardan şikayet edip, irtica ile mücadele ettiklerini söyleyenler aynı çevreler değil miydi?

Kısa bir müddet önce “Din elden gidiyor Hıristiyanlaşıyoruz” diyenler bugün şeriat geliyor çığlığını atmaya başlıyor, Büyük Türk Bulgaristan’da “Mustafa Kemal İmam hatip okulu açarken” buradaki imam hatip okullarının arka bahçesinde İslamcı yetiştiriyor.

Özel kuvvetlerinin izni ve onayı olmadan din bu şekilde, devletin içine bu kadar nüfuz edebilir miydi? Öyleyse neden? Fakat, irtica ile mücadele bir işlev daha görüyor, kendi yarattıkları, kendi eserleri olan ‘tehlikeyle’ mücadele ederek’ rejimi büyük bir tehlikeden kurtarıyorlar. Velhasıl ‘kurtarıcı özel kuvvetler misyonu’ gündemden hiç düşmüyor. Hoca efendi de bu sistemin bir parçasıdır dolayısıyla onu ayrı bir yapı olarak ele almak doğru değildir. Evet bir çatışma var ama bu çatışma Liberaller ve Kuvve-i Milliyeçilerin tartışmasıdır. Bakın bu çekişmelerini getirip Kürtlerin üzerine yığmaya çalışıyorlar. Ve şu da açık bir gerçektir ki, Amerika’nın ırak’a müdahalesi kutsal statükoyu parçalamıştır. Yeni dünya düzeninde Türkler ikiye bölündü, Rusya’ya yakın olanlar birde Amerika’ya, ama iki grupta Yeni orta doğu projesinde Türklerin yerinin ne olduğu konusunda yerini nasıl olacağını tahmin edemiyorlar. Tartışmaların tamamı kültürle iktidarın nasıl çeliştiğini göstermektedir.

– Kuzey Kürdistan’daki islamı örgüt ve kurumlar ne kadar ulusal olduğunu söyleyebilirsiniz? Örneğin başörgütüsü konusunda oldukça duyarlı olan bu kesimler Güneyin bombalaması, köy boşaltmaları ne ve operasyonlara karşı neden hiç ses çıkarmıyorlar?

– İşte bahsettiğimiz sorun budur. Özel kuvvet İslamcıların projesi, içeride ve dışarıda bir Kürt kişiliği oluşturulmak istendi kendi adına seçmeye yeltenemeyen kendilerine ait bir fikre sahip olmaya cesaret edemeyen ve kendi halkı için karar veremeyen bir toplum oluşturmaktır. Tarihi, dini, kültürü, geçmiş medeniyetini, eğitim ve geleneklerini, genel deyimiyle bir ulusun ahlakını ve kişiliğini oluşturan yapısal karakterini, din ve ekonomi yoluyla bir model oluşturma. Hangi modele göre? Kürdün kendisi olmadığı kesindir. Çünkü ona böyle bir “hak” tanınmamıştır. Sosyal bir sömürgeciliğe uğramış bir toplum, sınırlı, durgun, ve yozlaşmaya uğramıştır. Bundan sonra da artık o halkın yeni bir silkinme yapması güçtür. doğurganlık özelliğini kaybetmiştir. Çünkü kendi medeniyetini oluşturacak zinde, doğurgan,ve özgür bir halk kendi ortamına muhtaçtır. İstibdad insanın haysiyetine, özgür düşüncelerin gelişmesine, saygıyı tanımaz ve toplum yozlaşır verimsiz kalır. Dışarıdan gelen unsurlar Kürt kişiliğini etkisinde kalması ve o doğrultuda olması gerekirken tersi olmaktadır. Onlar beni değil ben onları yönlendirmeliyim. Ama bu proje “iradenin” yokluğu üzerine bina edilmesidir. Dolayısıyla böyle bir toplumun idealleri, arzuları, amelleri, hakim düzenin belirlediği çerçevede gelişir ve tepkileri de tepkinin yönü de artık onların denetimindedir. Neyi sevip neyi sevmeyeceğine onlar karar verir. Neye tepki neye tepki verilemeyeceğine de onlar kara verir. Bunun nedenini Said-i Kurdi çok iyi açıklamaktadır “Aklımız onların cebinde onların eli bizim cebimizdedir” Kürdistan’daki islami camiaların din ve milliyetçiliği bir bütün olarak somut olgular üzerinden değerlendirmedikleri sürece bu süreç devam edecektir.

REMZİ PEŞENG KİMDİR?

Bingöllü olan Remzi Peşeng, Şeyh Said ile birlikte idam edilen Abdi Ağanın Torunudur. 1980’den 1984’e kadar ailesine devlet tarafından yapılan baskılardan dolayı sürgün edildiler. Daha sonra yine Bingöl’e döndüler. Peşeng, 1989 yılından bu yana Risale- i Nur Camiası içinde bulunuyor. Özellikle Risale-i Nurda yapılan tahrifatlar ve eksik nushalar konusunda yaptığı çalışmalarıyla biliniyor. Son 4 yıldır da Hivda İletişim bünyesinde çalışıyor.

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: