Başbakan, yalan ve gerçek

Başbakan ağzına geleni söylemekte sakınca görmüyor.
Bu defa sendikacıları hedefe koydu. IMF ve Dünya Bankası’nın emri, bir avuç sermaye sahibinin daha fazla sömürü isteğiyle hazırlanmış SSGSS’ye karşı gelişen tepki, Başbakan’ı fazlasıyla tedirgin etmiş görünüyor. Bir Başbakan için çok hafif denebilecek bir tavır sergileyerek hakarete varan ithamlarda bulundu.
Ağzına geleni söylemekle ünlü Başbakan sendikacıları yalancılıkla suçladı.
Boğaz kırk boğum derler ama Başbakan Erdoğan’ın bu halk deyişine itibar ettiği yok.
Kırk kere düşünmeyi bırakın, bir kere bile düşünmeden, önünü arkasını hesaplamadan konuşmaya, dahası karşısındakiler işçi ve emekçiler olunca, hakaret etmeye, sövüp saymaya devam ediyor.
“Anamızı ağlattınız” diyen üretici köylüye “ananı da al git” diyen Başbakan’ın hak ve hukuktan, özgürlük ve demokrasiden söz edenlere karşı ne denli tahammülsüz olduğunu birçok tutumundan dolayı biliyoruz.
Sadece Başbakan da değil, AKP kurmaylarının, bakanların, AKP’li milletvekillerinin hemen hepsinin tarzı ve üslubu böyle.
Bir yandan halk dalkavukluğu, öte yanda sermayenin ve kendi çıkarları söz konusu olduğunda da gözünü kan bürümüş halde saldıran ve hakaret eden, diktatörlüklerde görülen üslup ve yaklaşım.
Başbakan, işçi ve emekçileri, Türkiye halkını kulu kölesi ve cemaati saymaktadır. Kendisini de cemaat lideri sayıyor olmalı.
Bush karşısında, IMF ve Dünya Bankası karşısındaki teslimiyetini bildiğimiz Başbakan’ın, Suudi kralı ve tarikat şeyhlerinin dizi dibindeki görüntülerini, onların para pul, ikbal ve iktidar karşısındaki uysallığını bilmesek, Başbakan’ın sendikacılara, işçi ve kamu emekçilerine bağırıp çağırmasını, bir tarza, bir üsluba, hatta, Kasımpaşalılığa yorumlayıp geçebiliriz, ama gerçek böyle değil.
Başbakan ve AKP kurmayları, gerçekleri tersyüz etmekte, karayı allayıp pullayıp ak diye göstermekte oldukça maharetliler.
Rakamlarla oynamak, kişi başına düşen gelir hesaplarını yeniden düzenleyip, Türkiye’yi bir günde zengin edenler de onlar.
Onlar hem kendi mahdumlarının hem sermayenin çıkarlarını savunurken hesabı sağlam yapıyorlar, şansa ve sanal olana bırakmıyorlar. Bunun için yasalar çıkarırken oldukça da tahammüllü davranıyorlar.
Ama konu işçi ve emekçiler, demokrasiden yana güçler olunca Başbakan ve bakanları hepten pervasızlaşıyor, gerçekler karşısında zıvanadan çıkıyorlar.
Başbakan yüzde 47 oy almış olmayı, halka, işçi ve emekçilere her şeyi söyleme hakkı sayıyor.
Oysa bu halk bu oyları, AKP’ye yalan yanlış işler yapsın diye vermedi. Ülke peşkeş çekilsin, tüm kazanımlar gasp edilsin, Kürt sorununda bir adım bile ileri atılmasın diye vermedi.
Başbakan sendikacıların SSGSS için söylediklerine ve 2 saatlik iş bırakma eylemine bile tahammül göstermedi. Ancak hem perşembe günü, hem de dün Türkiye çapında 2 saatlik iş bırakmayla, işçiler, emekçiler, gençler ve kadınlar, Başbakan’a anlayacağı dilden bir yanıt vermiş bulunuyorlar.
Böyle devam etmesi, işçi ve emekçilerin uyarı ve taleplerini ciddiye almaması özür dilememesi halinde, Başbakan daha büyük ve daha kitlesel eylemlere hazır olmalıdır.
Başbakan Kürt sorununda da aynı pervasızlığı sürdürüyor.
40 yıldır gündemde olan projeleri ve GAP’ı, sanki yeni bir şeymiş gibi göstermeye, Kürt sorununda çözüm çabası içindeymiş gibi konuşmaya devam ediyor.
Gerçek şu ki Başbakan Kürt sorununda da yeni hiçbir şey söylemediği gibi gerçekleri de çarpıtıyor.
Kürt sorununu; iki baraj, 11-12 milyar dolarlık yatırım işi gibi göstermeye çalışıyor. Olanı, bilineni, yeni bir gelişme gibi aktaran Başbakan, New York Times’in muhabirini kandırabilir, ama Türkiye halkı Kürt sorununun buradan çözülemeyeceğini çok iyi bilmektedir. Elbette bölgeye yatırım yapılmalı, ancak Kürt sorunu sendikacılara, işçi ve emekçilere hakaret edildiği gibi DTP’ye hakaret etmekle, “PKK’ye terör örgütü desinler görüşeyim” diyerek çözülebilecek bir sorun değil.
Türkiye’nin üç temel sorunu var ve Başbakan bunları görmezden gelmeye, sermaye hükümeti olmaya devam eder, ırkçı ve şoven tutumda ısrar ederse fazla ömrü olmayacağını bilmelidir.
Bu üç temel sorun, laiklik, Kürt sorunu ve halk için ekonomidir. Türkiye’nin bu üç temel sorununu yok sayan, kendisini yok saymayı peşinen kabul etmiş saymalıdır.

ROJEV
Ender İmrek-enderimrek@hotmail.com

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: