GAZETELERE DÜŞMAN İLETİŞİMCİLER

Milliyet gazetesi bir süredir gençleşmeye çalışıyor, birtakım hamleler yapıyor. Malum üzerlerinde ölü toprağı var, yazarlarının yaş ortalaması 80 civarında. En gençleri Hasan Cemal, en yaşlıları Çetin Altan. Doğal olarak da dünyanın en sıkıcı gazetesi olmaya adaylar ve Sedat Ergin kimseyi kırmadan, kimseyi yerinden oynatmadan gazeteye biraz nefes aldırmaya çalışıyor. Bunun bir ayağı perşembe günleri verilen yeni bir ek. Her hafta değişik bir iletişim fakültesi hazırlıyor, ben bu hafta Ege Üniversitesi’nin yaptıklarına denk geldim. Medyanın içinde yer alıp medya eleştirisi yapmaya çalışan biri olarak bu ek beni Türk medyasının hali pür mealiyle ilgili iyimser kıldı, üniversiteler açısından da bir o kadar üzüldüm.

Naomi Klein, çok tartışılan “No Logo” kitabında üniversiteleri günümüzde şirketlerin etkilerinin neredeyse hiç olmadığı ve özgür tartışmanın yeşerebildiği belki de tek alan olarak tanımlıyor. Bu bakımdan da akademinin “yarı kutsal” özelliği olduğunun da altını çiziyor.

Batı üniversiteleri hakikaten de hâlâ zamanın ilerisinde, insanın ufkunu açan çok önemli yerlerdir. Columbia gibi bir okulun verdiği Pulitzer ödülü gazetecinin sicil kağıdıdır hâlâ; Batı’da gazeteciler üniversitelere layık gazetecilik yapabilmek için uğraşır. MİLLİYET’İN EKİ İSRAF Burada tam tersi. Akademi’nin bizi yönlendirip, ufkumuzu açmasını beklerken Türk medyasının bu dipte sürünen haliyle bile iletişim fakültelerinden çok daha iyi sonuçlar çıkartabildiğini görüyoruz. Milliyet’in “Gencim” ekine bakın ve “gazeteci” yetiştirmek misyonu taşıyan okulların verdiği acıklı sonuçları görün. Milliyet gazetesine naçizane bir tavsiye: “Gencim” eki bir kağıt israfı, ama daha da kötüsü zararı bizzat üniversitelere dokunacak bir çalışma. O eki görenler, Türkiye’de iletişim fakültelerinin yetersizliği ve gazetecilikten ne kadar uzak olduğunu anlar. Ertuğrul Özkök’ün “İletişim fakülteleri gazetelere düşman yetiştiriyor” tezi bir kez daha doğrulanıyor. Genç gazeteci adayları kendilerine verilen çarşaf çarşaf sayfalarda klişelere boğulmuş, birinci sayfa – iç haber dengesi şaşmış, asla ilk sayfaya çıkmayacak isimler ağırlanmış, yapılan söyleşilerde kişinin “gündemi” değil de gazeteci adayının kendi gündemi, dolayısıyla meraksızlığı ortaya çıkmış. Sıkıcı, klişe ve “Gencim” gibi devrimci bir isme yakışmayan bir ek olmuş. KLİŞECİ GENÇLİK Mesela çevre haberleri falan büyütülmüş. Bunlar elbette gazetelerde yer alması gereken haberler, ama burada kullanılma amacı gençlerin “Bakın biz ne kadar duyarlıyız” diye mesaj verme kaygılar. Haber yapma amaçlı değil. “Gençler silahlanıyor” gibi hamasi söylemlere kaptırmışlar… Size son yılların en büyük klişesini örnek vereyim Milliyet Gencim’den: “Aşkın gözü artık kör değil” manşeti altında “Eskilerin ölümsüz aşklarını görmek artık mümkün değil. Günlük aşkların yaşanmaya başlandığı bu dönemde; özlem duyma, sevgilinin hafızadan silinmeyen bakışları, mektuplara sığdırılamayan sevgi sözcükleri artık geride kaldı. Günümüzde yaşanan sanal aşklarda da kalp çarpıntılarının yerini teknik arızalar aldı…” Hadi şimdi bir de bu haberi 5N1K kuralına tabi tutalım ve Ege Üniversitesi’nin öğrencilerine kocaman bir SIFIR puan verelim: Haber dediğiniz, hele de manşete çıkacaksa somut olmalıdır. Oysa sorsanız iletişimcilere, öğrencilere bugün medyadaki isimlerin hepsinden nefret ederler. Köşelere bakıp “Neden onlar yazıyor da, biz yazamıyoruz” derler ve yerlerimize göz diker, her gün saldırırlar. Onlar için birilerinin gazetelerde çalışması için illa torpilli olması gerekir, ya da yatak ilişkilerini bahane ederler. Ama işin acı tarafı kendilerine verilen ilk fırsatı da böyle harcarlar işte. Yüzlerine gözlerine bulaştırarak. Ben genç gazetecileri, iletişim öğrencilerini gördükçe zaman zaman kimi isimlere haksızlık ettiğimi düşünüp üzülüyorum. Mesela Türk Basını’nın gördüğü en bilgiden ve analizden yoksun isim Murat Birsel’di belki ama o bile tüm yetersizliğiyle bu gençlerden fersah fersah iyiydi. Onu da burjuva terbiyesine ve soyadına bağlamak gerek herhalde. Hiç değilse arada köşesinde reçel tarifi olan site adresleri falan verirdi… Günümüz gazeteciliğine düşman yetişen öğrenciler gün gelecek iş bulmak için bu kurumların kapısına dayanacak. Medya onlarla çalışmaya mahkum olacak ve maalesef ilerisi hiç de aydınlık olmayacak bu donanımlarıyla ve gazeteciliğin de sonunu getirecekler. Anlamadıkları şudur: Türk Basını’nda ahlaki değerlerini yitirmiş, çok kötü insanlar vardır, medyayı yöneten pek çok kişi için pek çok şey söylenebilir. Ama onların zekalarını ve orada olma sebeplerini de hafife almamak gerekiyor. Hiçbiri aptal değil. Hele hele iletişim hocalarını sekize katlarlar. Aynı hataya zamanında Yeni Demokrasi Hareketi de düşmüştü. Boğaz’daki Çin Evi’nden Türk siyasetçilerinin ne kadar aşağılık olduğunu düşünüp, kendi zekalarına yenik düşmeyi beceremeden ortaya çıkmışlardı. Türk siyasetçilerinin pek çoğu hakikaten de çok aşağılık insanlardı, ama pek azı YDH’nın sandığı kadar aptaldı.

ORAY EĞİN / BİR YORUM

4 Nisan 2007
http://www.aksam.com.tr

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: